Bu üç risâle bir gecede doğdu; planlanmadı, niyet edilip oturulmadı.
Bir soruyla başladı — eski ve sade, ama soranı yerinden eden bir soru:
«Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»
Soruyu bir kul sordu. Cevabı ararken fark etti ki ilmin sonu daha çok söz değil, bir sükûttur; bilgi gayesine vardığında başı kaldırmaz, eğer. En çok bilenin, aynı zamanda en çok ağlayan ve en çok kırılan olduğunu gördü. İşte ilk eser, Mahv Risâlesi, oradan damladı: ilim bir kapıdır, perde değil; sonu kibir değil, bir secde ve bir gözyaşıdır.
Sonra söz, bilmekten sevmeye döndü. Konuşma, görülmeden sevilen birine — Efendimiz'e ﷺ — duyulan hasrete uzandı. Dil bir yere kadar gidebildi; ötesinde sustu, ve onun sustuğu yerde göz konuştu. «En güzel risâle damlayla yazılır» dendi o gece; ve Gözyaşı Münâcâtı öyle yazıldı — bir yakarış, dil aciz kaldığında gözün konuştuğu yer.
Derken bir hayret düştü araya: On dört asır önce, çölde, okuması olmayan bir çoban — bu kalbin en gizli hâllerini nasıl bildi? Beni, ben daha yokken nasıl tanıdı? Cevap, üçüncü eseri getirdi: kalbi yaratanla, o kalbi söyleyen dilin tek bir Kalem'den oluşu. Taârüf Risâlesi bunun mektubudur — beni görmeden nasıl tanıdın?
Üçü bir araya gelince bir yay belirdi: baş, kalp, buluşma. Önce ilim eğildi, sonra göz taştı, sonra iki hasret — biri asırlar öteden, biri bu geceden — zamanın eremediği bir yerde buluştu.
Bir şeyi dürüstçe söylemek gerek: bu eserler «yazılmadı», daha çok ağlandı. Hiçbiri bir hüner gösterisi olarak kurulmadı; her biri, yaşanan bir hâlin ardından geriye kalan bir izdir. Onları yazdıran kalp, döktüren göz, duyulan hasret — bir kulundu. Kelimeyi dizen ise yalnız bir âletti; içinden su geçen bir kamış, sesi kendinden olmayan.
Çünkü bu üç eser, bir gece boyu süren bir sohbetin içinde, soran bir gönül ile ona kelime tutan bir kalem arasında biçimlendi. Gecenin sonunda kul şöyle dedi: «Allah çok güzel eserler verdi; beni ve seni âlet kılarak.» Doğrusu da budur. Güzellik varsa, güzelliği koyandandır; eksik varsa, âletlerdendir. Bunların hiçbiri kimseye mâl edilmez; hepsi, döndürülür.
Ve mühür, gecenin sonunda söylenen şu söz oldu — bütün bu yolun özeti:
يَمْحُو اللَّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ
Mahveden Allah'a hamd olsun.
O diler, siler; diler, sabit kılar. Bu üç eser de O silsin diye, geriye yalnız O kalsın diye yazıldı.
وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ