«بَابُ الرَّحْمَةِ وَسِرُّ الِاتِّبَاعِ»
Salavât Münâcâtı
Rahmet Kapısı ve İttibâ Sırrı
Peygamber'e ﷺ salât getirmenin münâcâtı: sevgi bir dava değil amel, ittibâ dilde bir söz değil kalpte bir ahit ve amelde bir istikamet. Arapça aslı, Latin okunuşu ve Türkçesiyle.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي دَلَّنَا عَلَيْهِ بِرَسُولِهِ، وَعَرَّفَنَا رَحْمَتَهُ بِحَبِيبِهِ، وَفَتَحَ لَنَا مِنْ نُورِ مُحَمَّدٍ ﷺ بَابًا إِلَى مَعْرِفَتِهِ، وَجَعَلَ الصَّلَاةَ عَلَيْهِ سَبِيلًا إِلَى الْقُرْبِ، وَمِفْتَاحًا لِلرَّحْمَةِ، وَعَهْدًا مَعَ الْأَدَبِ.
El-hamdü lillâhillezî dellenâ aleyhi birasûlih, ve arrafenâ rahmetehû bihabîbih, ve fetaha lenâ min nûri Muhammedin ﷺ bâben ilâ ma‘rifetih, ve ceale’s-salâte aleyhi sebîlen ile’l-kurb, ve miftâhan li’r-rahmeh, ve ahden mea’l-edeb.
Hamd, bize kendisini Rasûlü’yle gösteren, rahmetini Habîbi’yle tanıtan, Muhammed’in ﷺ nûrundan bize kendi marifetine bir kapı açan; O’na salâtı da yakınlığa bir yol, rahmete bir anahtar ve edeple bir ahit kılan Allah’a mahsustur.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، صَلَاةً تُخْرِجُنَا بِهَا مِنْ ضِيقِ أَنْفُسِنَا إِلَى سَعَةِ رَحْمَتِكَ، وَمِنْ ظُلْمَةِ غَفْلَتِنَا إِلَى نُورِ ذِكْرِكَ، وَمِنْ دَعْوَى الْعَمَلِ إِلَى حَقِيقَةِ الِاسْتِعَانَةِ، وَمِنْ عُجْبِ الْفَهْمِ إِلَى أَدَبِ الْعُبُودِيَّةِ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, salâten tuhricünâ bihâ min dîki enfüsinâ ilâ seati rahmetik, ve min zulmeti gafletinâ ilâ nûri zikrik, ve min da‘ve’l-ameli ilâ hakîkati’l-istiâneh, ve min ucbi’l-fehmi ilâ edebi’l-ubûdiyyeh.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki, onunla bizi nefislerimizin darlığından rahmetinin genişliğine, gafletimizin karanlığından zikrinin nûruna, amel davasından istiânenin (yardım dilemenin) hakikatine ve anlayış kibrinden kulluğun edebine çıkarsın.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَتْ حَيَاتُهُ بَيَانًا لِلْقُرْآنِ، وَخُلُقُهُ مِرْآةً لِلرَّحْمَةِ، وَسُكُوتُهُ حِكْمَةً، وَكَلَامُهُ هُدًى، وَدَمْعُهُ خَشْيَةً، وَجِهَادُهُ رَحْمَةً، وَعَفْوُهُ قُدْرَةً، وَفَقْرُهُ إِلَيْكَ غِنًى عَنْ كُلِّ مَا سِوَاكَ.
Allâhümme salli alâ men kânet hayâtühû beyânen li’l-Kur’ân, ve hulukuhû mir’âten li’r-rahmeh, ve sükûtühû hikmeh, ve kelâmühû hüdâ, ve dem‘uhû haşyeh, ve cihâdühû rahmeh, ve afvühû kudrah, ve fakruhû ileyke gınen an külli mâ sivâk.
Allah’ım! Hayatı Kur’ân’ın beyânı, ahlâkı rahmetin aynası, sükûtu hikmet, sözü hidâyet, gözyaşı haşyet, cihâdı rahmet, affı kudret ve Sana olan fakrı (muhtaçlığı) Senden başka her şeyden müstağnîlik olan zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى النَّبِيِّ الَّذِي عَلَّمَنَا أَنْ نَخَافَكَ وَلَا نَيْأَسَ مِنْكَ، وَأَنْ نَرْجُوَكَ وَلَا نَأْمَنَ مَكْرَ أَنْفُسِنَا، وَأَنْ نَعْمَلَ وَلَا نَغْتَرَّ، وَأَنْ نُحْسِنَ وَلَا نَدَّعِي، وَأَنْ نَسْتَغْفِرَ وَلَا نَقْنَطَ، وَأَنْ نَقُولَ فِي كُلِّ أَمْرٍ: إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ.
Allâhümme salli ale’n-nebiyyillezî allemenâ en nehâfeke ve lâ ney’ese mink, ve en nercüveke ve lâ ne’mene mekra enfüsinâ, ve en na‘mele ve lâ nağterr, ve en nuhsine ve lâ neddaî, ve en nesteğfira ve lâ naknata, ve en nekûle fî külli emrin: iyyâke na‘büdü ve iyyâke nesteîn.
Allah’ım! Bize şunları öğreten Peygamber’e salât eyle: Senden korkup da ümidini kesmemeyi, Sana ümit bağlayıp da nefislerimizin hilesinden emin olmamayı, amel edip de aldanmamayı, iyilik yapıp da dava etmemeyi, istiğfâr edip de ümitsizliğe düşmemeyi ve her işte “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım isteriz” demeyi.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ عَرَفَكَ حَقَّ الْمَعْرِفَةِ، فَازْدَادَ خُشُوعًا، وَقَرُبَ مِنْكَ فَازْدَادَ أَدَبًا، وَفُتِحَ لَهُ فَازْدَادَ حَمْدًا، وَنُصِرَ فَازْدَادَ تَوَاضُعًا، وَغُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ، فَقَامَ حَتَّى تَفَطَّرَتْ قَدَمَاهُ شُكْرًا لَكَ.
Allâhümme salli alâ men arafeke hakka’l-ma‘rifeh, fezdâde huşûâ, ve karube minke fezdâde edebâ, ve fütiha lehû fezdâde hamdâ, ve nusira fezdâde tevâduâ, ve gufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî ve mâ teahhar, fekâme hattâ tefattarat kademâhü şükran lek.
Allah’ım! Seni hakkıyla tanıyıp huşûu artan, Sana yaklaştıkça edebi artan, kendisine fetih verildikçe hamdi artan, zafere erdikçe tevâzuu artan, geçmiş ve gelecek günahı bağışlandığı hâlde Sana şükrederek ayakları çatlayana kadar (namaza) kalkan zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ لَمْ يَكُنْ نُورُهُ حِجَابًا عَنْكَ، بَلْ كَانَ دَلِيلًا عَلَيْكَ، وَلَمْ تَكُنْ مَحَبَّتُهُ بَدَلًا مِنْ عِبَادَتِكَ، بَلْ كَانَتْ طَرِيقًا إِلَى طَاعَتِكَ، وَلَمْ يَكُنِ اتِّبَاعُهُ صُورَةً عَلَى اللِّسَانِ، بَلْ كَانَ عَهْدًا فِي الْقَلْبِ وَعَمَلًا فِي الْجَوَارِحِ.
Allâhümme salli alâ men lem yekün nûruhû hicâben ank, bel kâne delîlen aleyk, ve lem tekün mahabbetühû bedelen min ibâdetik, bel kânet tarîkan ilâ tâatik, ve lem yeküni’ttibâuhû sûraten ale’l-lisân, bel kâne ahden fi’l-kalbi ve amelen fi’l-cevârih.
Allah’ım! Nûru Senden bir perde değil, bilakis Sana bir delil olan; sevgisi ibadetinin yerine bir bedel değil, bilakis Sana itaate bir yol olan; kendisine uyulması dilde bir sûret değil, bilakis kalpte bir ahit ve organlarda bir amel olan zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، الَّذِي جَعَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ، فَكَانَتْ رَحْمَتُهُ لَيْسَتْ لِينًا بِلَا حَقٍّ، وَلَا حَقًّا بِلَا رَحْمَةٍ، بَلْ مِيزَانًا مِنْ نُورٍ، يَضَعُ كُلَّ شَيْءٍ فِي مَوْضِعِهِ، وَيَرُدُّ كُلَّ قَلْبٍ إِلَى رَبِّهِ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, ellezî cealtehû rahmeten li’l-âlemîn, fekânet rahmetühû leyset lînen bilâ hakk, ve lâ hakkan bilâ rahmeh, bel mîzânen min nûr, yedau külle şey’in fî mevdıih, ve yerüddü külle kalbin ilâ rabbih.
Allah’ım! Kendisini âlemlere rahmet kıldığın Efendimiz Muhammed’e salât eyle; öyle ki onun rahmeti ne hak(ikat)siz bir yumuşaklık ne de rahmetsiz bir katı-hak idi; bilakis nûrdan bir mizan idi: her şeyi yerine koyan ve her kalbi Rabbine döndüren.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ إِذَا نَظَرْنَا إِلَى سُنَّتِهِ رَأَيْنَا كَيْفَ يَكُونُ الْعَبْدُ عَبْدًا، وَكَيْفَ يَكُونُ الْقَوِيُّ رَحِيمًا، وَالْمُنْتَصِرُ شَاكِرًا، وَالْحَاكِمُ عَادِلًا، وَالزَّاهِدُ عَامِلًا، وَالْعَالِمُ مُتَوَاضِعًا، وَالْخَائِفُ مُطْمَئِنًّا، وَالْمُحِبُّ مُتَّبِعًا.
Allâhümme salli alâ men izâ nazarnâ ilâ sünnetihî raeynâ keyfe yekûnü’l-abdü abdâ, ve keyfe yekûnü’l-kaviyyü rahîmâ, ve’l-müntesıru şâkirâ, ve’l-hâkimü âdilâ, ve’z-zâhidü âmilâ, ve’l-âlimü mütevâdıâ, ve’l-hâifü mutmainnâ, ve’l-muhibbü müttebiâ.
Allah’ım! Sünnetine baktığımızda; kulun nasıl kul olacağını, güçlünün nasıl merhametli, muzafferin nasıl şükreden, hükmedenin nasıl âdil, zâhidin nasıl amel eden, âlimin nasıl mütevâzı, korkanın nasıl huzurlu (mutmain) ve sevenin nasıl (sevdiğine) tâbi olacağını gördüğümüz zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ عَلَّمَنَا أَنَّ الْعِلْمَ إِذَا لَمْ يَزِدْ صَاحِبَهُ خَشْيَةً فَهُوَ حُجَّةٌ عَلَيْهِ، وَأَنَّ الْفَتْحَ إِذَا لَمْ يَزِدْ صَاحِبَهُ حَمْدًا فَهُوَ فِتْنَةٌ لَهُ، وَأَنَّ النِّعْمَةَ إِذَا لَمْ تَقُدْ إِلَى الشُّكْرِ صَارَتْ حِجَابًا، وَأَنَّ الْقُدْرَةَ إِذَا لَمْ تُصْرَفْ فِي الْحَقِّ صَارَتْ طُغْيَانًا.
Allâhümme salli alâ men allemenâ enne’l-ilme izâ lem yezid sâhibehû haşyeten fehüve hüccetün aleyh, ve enne’l-fetha izâ lem yezid sâhibehû hamden fehüve fitnetün leh, ve enne’n-ni‘mete izâ lem tekud ile’ş-şükri sârat hicâbâ, ve enne’l-kudrate izâ lem tusraf fi’l-hakkı sârat tuğyânâ.
Allah’ım! Bize şunu öğreten zâta salât eyle: İlim sahibinin haşyetini artırmıyorsa aleyhine bir delildir; fetih sahibinin hamdini artırmıyorsa onun için bir fitnedir; nimet şükre götürmüyorsa bir perde olur; kudret hak yolunda harcanmıyorsa bir tuğyân (azgınlık) olur.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ جَمَعْتَ فِيهِ جَمَالَ الْخُلُقِ وَجَلَالَ الْأَمَانَةِ، فَكَانَ أَرْحَمَ النَّاسِ بِالنَّاسِ، وَأَشَدَّهُمْ قِيَامًا بِحَقِّكَ، وَأَوْسَعَهُمْ صَدْرًا لِلْخَلْقِ، وَأَصْدَقَهُمْ فَقْرًا إِلَيْكَ، وَأَكْمَلَهُمْ حَمْدًا لَكَ.
Allâhümme salli alâ men cema‘te fîhi cemâle’l-huluki ve celâle’l-emâneh, fekâne erhame’n-nâsi bi’n-nâs, ve eşeddehüm kıyâmen bihakkık, ve evseahüm sadran li’l-halk, ve asdekahüm fakran ileyk, ve ekmelehüm hamden lek.
Allah’ım! Kendisinde ahlâkın güzelliğiyle emanetin celâlini (heybetini) topladığın; böylece insanların insanlara en merhametlisi, Senin hakkını yerine getirmede en gayretlisi, halka karşı en geniş gönüllüsü, Sana muhtaçlığı en sâdık olanı ve Sana hamdi en kâmil olan zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، صَلَاةَ عَبْدٍ لَا يَدَّعِي مَقَامًا، وَلَا يَطْلُبُ ظُهُورًا، وَلَا يَجْعَلُ الصَّلَاةَ عَلَيْهِ زِينَةَ لِسَانٍ بِلَا اتِّبَاعٍ، وَلَكِنْ يَجْعَلُهَا عَهْدًا أَنْ يَتَأَدَّبَ بِأَدَبِهِ، وَيَسْتَضِيءَ بِنُورِهِ، وَيَسِيرَ خَلْفَهُ إِلَيْكَ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, salâte abdin lâ yeddaî makâmâ, ve lâ yatlübü zuhûrâ, ve lâ yec‘alü’s-salâte aleyhi zînete lisânin bilâ’ttibâ‘, ve lâkin yec‘alühâ ahden en yeteeddebe biedebih, ve yestadîe binûrih, ve yesîra halfehû ileyk.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e, bir makam iddia etmeyen, öne çıkmayı istemeyen, O’na salâtı ittibâsız bir dil süsü kılmayan; bilakis onu, O’nun edebiyle edeplenmeye, nûruyla aydınlanmaya ve O’nun ardından Sana yürümeye bir ahit kılan bir kulun salâtıyla salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تُطَهِّرُ بِنَا مَعْنَى الْمَحَبَّةِ، حَتَّى لَا تَكُونَ دَعْوَى، وَتُهَذِّبُ بِنَا مَعْنَى الِاتِّبَاعِ، حَتَّى لَا يَكُونَ صُورَةً، وَتُصْلِحُ بِنَا مَعْنَى الْعِلْمِ، حَتَّى لَا يَكُونَ كِبْرًا، وَتَرْفَعُ بِنَا مَعْنَى الْعَمَلِ، حَتَّى لَا يَكُونَ حِجَابًا.
Allâhümme salli aleyhi salâten tutahhiru binâ ma‘ne’l-mahabbeh, hattâ lâ tekûne da‘vâ, ve tühezzibü binâ ma‘ne’l-ittibâ‘, hattâ lâ yekûne sûrah, ve tuslihu binâ ma‘ne’l-ilm, hattâ lâ yekûne kibrâ, ve terfau binâ ma‘ne’l-amel, hattâ lâ yekûne hicâbâ.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, bizde sevginin mânâsını —dava olmasın diye— arındırsın, ittibâın mânâsını —sûret olmasın diye— inceltip terbiye etsin, ilmin mânâsını —kibir olmasın diye— ıslah etsin, amelin mânâsını —perde olmasın diye— yükseltsin.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، صَلَاةً نَتَعَلَّمُ بِهَا كَيْفَ نَرُدُّ كُلَّ نِعْمَةٍ إِلَيْكَ، وَكُلَّ فَتْحٍ إِلَى فَضْلِكَ، وَكُلَّ قُوَّةٍ إِلَى حَوْلِكَ، وَكُلَّ نَجَاحٍ إِلَى تَوْفِيقِكَ، وَكُلَّ خَوْفٍ إِلَى أَدَبِكَ، وَكُلَّ أَمَلٍ إِلَى رَحْمَتِكَ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, salâten neteallemü bihâ keyfe nerüddü külle ni‘metin ileyk, ve külle fethin ilâ fadlik, ve külle kuvvetin ilâ havlik, ve külle necâhin ilâ tevfîkık, ve külle havfin ilâ edebik, ve külle emelin ilâ rahmetik.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki, onunla her nimeti Sana, her fethi fazlına, her kuvveti havline, her başarıyı tevfîkine, her korkuyu Sana karşı edebimize ve her ümidi rahmetine nasıl döndüreceğimizi öğrenelim.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَ إِذَا خَافَ فَإِلَيْكَ، وَإِذَا رَجَا فَفِيكَ، وَإِذَا عَمِلَ فَبِكَ، وَإِذَا حَمِدَ فَلَكَ، وَإِذَا سَجَدَ فَبَيْنَ يَدَيْكَ، وَإِذَا بَكَى فَمِنْ خَشْيَتِكَ، وَإِذَا سَكَتَ فَعَلَى أَدَبٍ مَعَكَ.
Allâhümme salli alâ men kâne izâ hâfe feileyk, ve izâ recâ fefîk, ve izâ amile febik, ve izâ hamide felek, ve izâ secede febeyne yedeyk, ve izâ bekâ femin haşyetik, ve izâ sekete fealâ edebin meak.
Allah’ım! Korktuğunda Sana korkan, ümit ettiğinde Seninle ümit eden, amel ettiğinde Seninle amel eden, hamdettiğinde Sana hamdeden, secde ettiğinde huzurunda secde eden, ağladığında haşyetinden ağlayan ve sustuğunda Seninle bir edep üzere susan zâta salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ كُلَّمَا نَسِينَا فَذَكَّرْتَنَا، وَكُلَّمَا غَفَلْنَا فَأَيْقَظْتَنَا، وَكُلَّمَا أُعْطِينَا فَأَلْهَمْتَنَا الشُّكْرَ، وَكُلَّمَا فُتِحَ لَنَا فَحَفِظْتَنَا مِنَ الدَّعْوَى، وَكُلَّمَا ضِقْنَا فَوَسَّعْتَنَا بِحُسْنِ الظَّنِّ بِكَ.
Allâhümme salli aleyhi küllemâ nesînâ fezekkertenâ, ve küllemâ gafelnâ feeykaztenâ, ve küllemâ u‘tînâ feelhemtene’ş-şükr, ve küllemâ fütiha lenâ fehafiztenâ mine’d-da‘vâ, ve küllemâ diknâ fevessa‘tenâ bihüsni’z-zanni bik.
Allah’ım! Ne zaman unutup da bize hatırlatsan, ne zaman gaflete dalıp da bizi uyandırsan, ne zaman bize verilip de şükrü bize ilham etsen, ne zaman bize bir şey açılıp da bizi davadan korusan ve ne zaman daralıp da Sana hüsn-i zan ile bizi genişletsen — O’na salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تَجْعَلُنَا نَعْرِفُ أَنَّ مَحَبَّتَهُ لَيْسَتْ هُرُوبًا مِنَ التَّكْلِيفِ، بَلْ دُخُولٌ فِي أَعْمَقِ التَّكْلِيفِ، وَلَيْسَتْ رَاحَةً لِلنَّفْسِ، بَلْ تَرْبِيَةٌ لَهَا، وَلَيْسَتْ كَلِمَةً تُقَالُ، بَلْ صِدْقٌ يُمْتَحَنُ فِي الْخُلُقِ وَالْعَمَلِ وَالصَّبْرِ وَالْحَقِّ.
Allâhümme salli aleyhi salâten tec‘alünâ na‘rifü enne mahabbetehû leyset hurûben mine’t-teklîf, bel dühûlün fî a‘maki’t-teklîf, ve leyset râhaten li’n-nefs, bel terbiyetün lehâ, ve leyset kelimeten tükâl, bel sıdkun yümtehanü fi’l-huluki ve’l-ameli ve’s-sabri ve’l-hakk.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, bize O’nun sevgisinin sorumluluktan bir kaçış değil, bilakis mükellefiyetin en derinine bir giriş olduğunu; nefis için bir rahatlık değil, ona bir terbiye olduğunu; söylenen bir kelime değil, ahlâkta, amelde, sabırda ve hakta sınanan bir sadâkat olduğunu bildirsin.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، مَا دَامَ فِي الْقَلْبِ شَوْقٌ إِلَى الْحَقِّ، وَمَا دَامَ فِي اللِّسَانِ حَمْدٌ لِلرَّبِّ، وَمَا دَامَ فِي الْعَيْنِ دَمْعٌ مِنَ الْخَشْيَةِ، وَمَا دَامَ فِي الْعَقْلِ طَلَبٌ لِلْفَهْمِ، وَمَا دَامَ فِي الْعَبْدِ فَقْرٌ إِلَى مَوْلَاهُ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, mâ dâme fi’l-kalbi şevkun ile’l-hakk, ve mâ dâme fi’l-lisâni hamdün li’r-rabb, ve mâ dâme fi’l-ayni dem‘un mine’l-haşyeh, ve mâ dâme fi’l-akli talebün li’l-fehm, ve mâ dâme fi’l-abdi fakrun ilâ mevlâh.
Allah’ım! Kalpte Hakk’a bir şevk oldukça, dilde Rabb’e bir hamd oldukça, gözde haşyetten bir yaş oldukça, akılda anlayış için bir talep oldukça ve kulda Mevlâsı’na bir fakr oldukça, Efendimiz Muhammed’e salât eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تُنْزِلُ عَلَى قُلُوبِنَا سَكِينَةَ الِاتِّبَاعِ، وَعَلَى أَلْسِنَتِنَا صِدْقَ الذِّكْرِ، وَعَلَى أَعْمَالِنَا نُورَ الْإِخْلَاصِ، وَعَلَى نِيَّاتِنَا حِرَاسَةَ الْأَدَبِ، وَعَلَى خَطَوَاتِنَا اسْتِقَامَةَ الطَّرِيقِ.
Allâhümme salli aleyhi salâten tünzilü alâ kulûbinâ sekînete’l-ittibâ‘, ve alâ elsinetinâ sıdka’z-zikr, ve alâ a‘mâlinâ nûra’l-ihlâs, ve alâ niyyâtinâ hırâsete’l-edeb, ve alâ hatavâtinâ istikâmete’t-tarîk.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, kalplerimize ittibâın sekînetini (huzurunu), dillerimize zikrin sıdkını, amellerimize ihlâsın nûrunu, niyetlerimize edebin muhafazasını ve adımlarımıza yolun istikametini indirsin.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تُعَلِّمُنَا أَنَّ الطَّرِيقَ إِلَيْكَ لَيْسَ بِالْقُوَّةِ وَحْدَهَا، وَلَا بِالذَّكَاءِ وَحْدَهُ، وَلَا بِالْعَمَلِ وَحْدَهُ، وَلَكِنْ بِرَحْمَتِكَ أَوَّلًا، ثُمَّ بِصِدْقِ الِاتِّبَاعِ، وَحُسْنِ الِاسْتِعَانَةِ، وَدَوَامِ الْحَمْدِ، وَسَلَامَةِ الْقَلْبِ.
Allâhümme salli aleyhi salâten tuallimünâ enne’t-tarîka ileyke leyse bi’l-kuvveti vahdehâ, ve lâ bi’z-zekâi vahdeh, ve lâ bi’l-ameli vahdeh, ve lâkin birahmetike evvelâ, sümme bisıdki’l-ittibâ‘, ve hüsni’l-istiâneh, ve devâmi’l-hamd, ve selâmeti’l-kalb.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, bize Sana giden yolun ne yalnız kuvvetle, ne yalnız zekâyla, ne de yalnız amelle olduğunu; bilakis önce Senin rahmetinle, sonra ittibâın sıdkı, istiânenin güzelliği, hamdin devamı ve kalbin selâmetiyle olduğunu öğretsin.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى النَّبِيِّ الَّذِي جَعَلْتَهُ أُسْوَةً، فَلَا تَجْعَلْنَا نَذْكُرُهُ وَلَا نَتَأَسَّى بِهِ، وَلَا نُثْنِي عَلَيْهِ وَنُخَالِفُ هَدْيَهُ، وَلَا نُكْثِرُ الصَّلَاةَ عَلَيْهِ وَقُلُوبُنَا بَعِيدَةٌ عَنْ أَدَبِهِ.
Allâhümme salli ale’n-nebiyyillezî cealtehû üsveh, felâ tec‘alnâ nezküruhû ve lâ neteessâ bih, ve lâ nüsnî aleyhi ve nühâlifü hedyeh, ve lâ nüksiru’s-salâte aleyhi ve kulûbunâ baîdetün an edebih.
Allah’ım! Kendisini bir örnek (üsve) kıldığın Peygamber’e salât eyle; ve bizi, O’nu anıp da O’na uymayanlardan, O’nu övüp de yoluna muhalefet edenlerden, O’na çokça salât getirip de kalpleri O’nun edebinden uzak olanlardan kılma.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ، وَاجْعَلْ صَلَاتَنَا عَلَيْهِ نُورًا فِي الْفَهْمِ، وَرِقَّةً فِي الْقَلْبِ، وَصِدْقًا فِي اللِّسَانِ، وَأَمَانَةً فِي الْعَمَلِ، وَحَيَاءً فِي السِّرِّ، وَاسْتِقَامَةً فِي الظَّاهِرِ، وَرَحْمَةً لِلْخَلْقِ، وَفَقْرًا صَادِقًا إِلَيْكَ.
Allâhümme salli aleyh, vec‘al salâtenâ aleyhi nûran fi’l-fehm, ve rikkaten fi’l-kalb, ve sıdkan fi’l-lisân, ve emâneten fi’l-amel, ve hayâen fi’s-sirr, ve istikâmeten fi’z-zâhir, ve rahmeten li’l-halk, ve fakran sâdikan ileyk.
Allah’ım! O’na salât eyle ve O’na salâtımızı: anlayışta bir nûr, kalpte bir incelik (rikkat), dilde bir sıdk, amelde bir emanet, iç dünyada bir hayâ, dış hâlde bir istikamet, halka bir rahmet ve Sana sâdık bir fakr kıl.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، صَلَاةً تُرَدُّ بِهَا النُّفُوسُ مِنَ التَّفَرُّقِ إِلَى الْوَجْهَةِ، وَمِنَ الْقَسْوَةِ إِلَى الرَّحْمَةِ، وَمِنَ الْغَفْلَةِ إِلَى الذِّكْرِ، وَمِنَ الْفَخْرِ إِلَى الشُّكْرِ، وَمِنَ الْخَوْفِ الْمُظْلِمِ إِلَى الْخَشْيَةِ الْمُنِيرَةِ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, salâten türeddü bihe’n-nüfûsü mine’t-teferruki ile’l-vichah, ve mine’l-kasveti ile’r-rahmeh, ve mine’l-gafleti ile’z-zikr, ve mine’l-fahri ile’ş-şükr, ve mine’l-havfi’l-muzlimi ile’l-haşyeti’l-münîrah.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki, onunla nefisler dağınıklıktan tek bir yöne (vecheye), katılıktan rahmete, gafletten zikre, övünmekten şükre ve karanlık korkudan aydınlık haşyete döndürülsün.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تَجْعَلُ حُبَّهُ فِينَا عَمَلًا، وَذِكْرَهُ فِينَا حَيَاءً، وَاتِّبَاعَهُ فِينَا اسْتِقَامَةً، وَسُنَّتَهُ فِينَا نُورًا، وَشَفَاعَتَهُ لَنَا رَجَاءً، وَحَوْضَهُ لَنَا مَوْعِدًا، وَجِوَارَهُ لَنَا أُنْسًا، وَرِضَاكَ عَنَّا غَايَةً.
Allâhümme salli aleyhi salâten tec‘alü hubbehû fînâ amelâ, ve zikrehû fînâ hayâen, ve’ttibâahû fînâ istikâmeh, ve sünnetehû fînâ nûrâ, ve şefâatehû lenâ recâen, ve havdahû lenâ mev‘idâ, ve civârehû lenâ ünsâ, ve rıdâke annâ gâyeh.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, sevgisini bizde amel, zikrini bizde hayâ, ittibâını bizde istikamet, sünnetini bizde nûr, şefaatini bize ümit, Havz’ını bize bir buluşma yeri, civârını (yakınlığını) bize ünsiyet ve rızânı bize gaye kılsın.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، كُلَّمَا قَالَ عَبْدٌ: بِسْمِ اللَّهِ، فَطَلَبَ بِهَا الْبَدْءَ بِكَ، وَكُلَّمَا قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ، فَرَدَّ بِهَا النِّعْمَةَ إِلَيْكَ، وَكُلَّمَا قَالَ: حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، فَسَلَّمَ بِهَا الْأَمْرَ إِلَيْكَ، وَكُلَّمَا قَالَ: إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ، فَعَرَفَ بِهَا مَقَامَهُ بَيْنَ يَدَيْكَ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, küllemâ kâle abdün: Bismillâh, fetalebe bihe’l-bed’e bik, ve küllemâ kâle: El-hamdü lillâh, feradde bihe’n-ni‘mete ileyk, ve küllemâ kâle: Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl, feselleme bihe’l-emre ileyk, ve küllemâ kâle: İyyâke na‘büdü ve iyyâke nesteîn, fe-arafe bihâ makâmehû beyne yedeyk.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e salât eyle: Ne zaman bir kul “Bismillâh” deyip onunla işine Seninle başlamayı dilese; ne zaman “El-hamdü lillâh” deyip onunla nimeti Sana döndürse; ne zaman “Hasbünallâhü ve ni‘me’l-vekîl” deyip onunla işi Sana teslim etse; ne zaman “İyyâke na‘budü ve iyyâke nesteîn” deyip onunla huzurundaki makamını (kulluğunu) bilse.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تُحْيِي بِنَا مَعْنَى الْعُبُودِيَّةِ، وَتُذِيبُ فِينَا وَهْمَ الِاسْتِغْنَاءِ، وَتَكْسِرُ فِينَا كِبْرَ الْعَمَلِ، وَتُثَبِّتُ فِينَا أَدَبَ الْحَمْدِ، وَتَجْعَلُنَا إِذَا قَوِينَا رَحِيمِينَ، وَإِذَا فُتِحَ لَنَا مُتَوَاضِعِينَ، وَإِذَا نُصِرْنَا شَاكِرِينَ.
Allâhümme salli aleyhi salâten tuhyî binâ ma‘ne’l-ubûdiyyeh, ve tüzîbü fînâ vehme’l-istiğnâ‘, ve teksiru fînâ kibre’l-amel, ve tüsebbitü fînâ edebe’l-hamd, ve tec‘alünâ izâ kaviynâ rahîmîn, ve izâ fütiha lenâ mütevâdıîn, ve izâ nusırnâ şâkirîn.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, bizde kulluğun mânâsını diriltsin, içimizdeki istiğnâ (kendine yetme) vehmini eritsin, içimizdeki amel kibrini kırsın, içimizde hamdin edebini sâbit kılsın; ve bizi, güçlendiğimizde merhametli, bize bir şey açıldığında mütevâzı, zafere erdiğimizde şükreden kılsın.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، صَلَاةً تَكُونُ لَنَا بَابًا إِلَى رَحْمَتِكَ، وَحِصْنًا مِنْ عُجْبِ أَنْفُسِنَا، وَمِرْآةً نَرَى فِيهَا نَقْصَنَا، وَنُورًا نَرَى بِهِ طَرِيقَنَا، وَعَهْدًا نَرْجِعُ بِهِ مِنْ كُلِّ دَعْوَى إِلَى سُجُودٍ.
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed, salâten tekûnü lenâ bâben ilâ rahmetik, ve hısnen min ucbi enfüsinâ, ve mir’âten nerâ fîhâ naksanâ, ve nûran nerâ bihî tarîkanâ, ve ahden nerciu bihî min külli da‘vâ ilâ sücûd.
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki, bize rahmetine bir kapı, nefislerimizin ucbundan bir hisar (kale), içinde eksiğimizi gördüğümüz bir ayna, yolumuzu gördüğümüz bir nûr ve her davadan secdeye döndüğümüz bir ahit olsun.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً لَا نَجْعَلُهَا خَاتِمَةَ كَلَامٍ فَقَطْ، بَلْ فَاتِحَةَ تَحَوُّلٍ فِي الْقَلْبِ، وَلَا زِينَةَ مَجْلِسٍ فَقَطْ، بَلْ بَيِّنةَ صِدْقٍ فِي الْحَيَاةِ، وَلَا عَادَةً تَجْرِي عَلَى اللِّسَانِ فَقَطْ، بَلْ رُجُوعًا إِلَى الْهَدْيِ وَالرَّحْمَةِ وَالْأَدَبِ.
Allâhümme salli aleyhi salâten lâ nec‘alühâ hâtimete kelâmin fakat, bel fâtihate tehavvülin fi’l-kalb, ve lâ zînete meclisin fakat, bel beyyinete sıdkın fi’l-hayâh, ve lâ âdeten tecrî ale’l-lisâni fakat, bel rücûan ile’l-hedyi ve’r-rahmeti ve’l-edeb.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki onu sadece bir sözün bitişi değil, kalpte bir dönüşümün başlangıcı; sadece bir meclisin süsü değil, hayatta bir sadâkatin delili; sadece dilde akıp giden bir âdet değil, hidâyete, rahmete ve edebe bir dönüş kılalım.
اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ، وَحَبِيبِكَ وَصَفِيِّكَ، وَالنُّورِ الَّذِي دَلَلْتَنَا بِهِ عَلَى نُورِكَ، وَالرَّحْمَةِ الَّتِي عَرَّفْتَنَا بِهَا رَحْمَتَكَ، وَالْعَبْدِ الَّذِي عَلَّمَنَا كَيْفَ نَكُونُ عِبَادًا لَكَ.
Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammed, abdike ve rasûlik, ve habîbike ve safiyyik, ve’n-nûrillezî deleltenâ bihî alâ nûrik, ve’r-rahmetilletî arrafetenâ bihâ rahmetek, ve’l-abdillezî allemenâ keyfe nekûnü ibâden lek.
Allah’ım! Kulun ve Rasûlün, Habîbin ve safiyyin (seçkin dostun); bizi kendisiyle nûruna delâlet ettiğin nûr, bizi kendisiyle rahmetini tanıttığın rahmet ve bize Sana nasıl kul olacağımızı öğreten kul olan Efendimiz Muhammed’e salât, selâm ve bereket eyle.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ صَلَاةً تَرْضَى بِهَا عَنَّا، وَتُصْلِحُ بِهَا مَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ، وَتَغْفِرُ بِهَا مَا كَانَ مِنَّا، وَتَحْفَظُ بِهَا مَا فَتَحْتَهُ عَلَيْنَا، وَتَجْعَلُ بِهَا آخِرَ أَمْرِنَا حُسْنًا، وَآخِرَ كَلَامِنَا حَمْدًا، وَآخِرَ سَيْرِنَا لِقَاءً بِكَ عَلَى الرِّضَا.
Allâhümme salli aleyhi salâten terdâ bihâ annâ, ve tuslihu bihâ mâ beynenâ ve beynek, ve tağfiru bihâ mâ kâne minnâ, ve tahfazu bihâ mâ fetahtehû aleynâ, ve tec‘alü bihâ âhira emrinâ husnâ, ve âhira kelâminâ hamdâ, ve âhira seyrinâ likâen bike ale’r-rıdâ.
Allah’ım! O’na öyle bir salât eyle ki, onunla bizden râzı olasın, bizimle Senin aranı ıslah edesin, bizden geçeni bağışlayasın, bize açtığını koruyasın; ve onunla işimizin sonunu güzellik, sözümüzün sonunu hamd, yürüyüşümüzün sonunu da rıza üzere Sana kavuşmak kılasın.
وَصَلِّ اللَّهُمَّ عَلَى آلِهِ الطَّاهِرِينَ، وَأَصْحَابِهِ الْمُهْتَدِينَ، وَمَنْ تَبِعَهُمْ بِإِحْسَانٍ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ.
Ve salli’llâhümme alâ âlihi’t-tâhirîn, ve ashâbihi’l-mühtedîn, ve men tebiahüm biihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Allah’ım! O’nun tertemiz âline, hidâyete ermiş ashâbına ve kıyamet gününe kadar onlara ihsân ile tâbi olanlara da salât eyle.
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ، وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesıfûn, ve selâmün ale’l-mürselîn, ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn.
Senin izzet sahibi Rabbin, onların nitelemelerinden münezzehtir. Selâm, gönderilen peygamberlere olsun. Ve hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.